Pera’dan Simas’a Uzanan Huzurlu Bir Yolculuk

“Gel, uçurtma bayramları var
Haydi sevin de gel
Ölümsüz, özgür çocukluğuna
Yeniden yol ver..”

(Uçurtma Bayramları)

ANAMED Kütüphanesi’nden ayrılacağımı ve Suna Kıraç Kütüphanesi’nde çalışacağımı duyunca içimde 90’lardan, çocukluğumdan çıkıp gelen bu şarkı çalmaya başladı. Özlediğim kampüs ve üniversite hayatına, bitmek tükenmeyen hareketliliğe, tıpkı Boğaziçi Üniversitesi’nde geçirdiğim yıllarda olduğu gibi öğrencilerle birlikte çalışmaya artık çok yakınım…

Suna Kıraç Kütüphanesi’nde beni kocaman bir aile ve sürprizlerle dolu bir yaşam bekliyor. Birlikte çok güzel işler yapacağımızdan, sorunlara birlikte kafa yoracağımızdan, yeni şeyler yaratacağımızdan, üreteceğimizden, tanışacağım yeni insanlardan çok şey öğreneceğimden, kendimi geliştireceğimden o kadar eminim ki… Dolce & Gabbana reklamlarındaki kalabalık İtalyan aileleri gibi bütün çalışma arkadaşlarımla birlikte yemek yiyebileceğim, sorularıma yanıtlar bulabileceğim, dikkatlice dinleneceğim, fikirlerimi havada uçuracağım yeni bir çalışma ortamı beni inanılmaz heyecanlandırıyor; kısacası küt küt atıyor kalbim.. Suna Kıraç Kütüphanesi’nde yapmak istediklerimi bu yazıda elbette uzun uzun anlatmayı, detaylandırmayı çok isterdim ama bunun da bir blog yazısı olduğunu unutmamam gerekiyor. Ancak şunu diyebilirim ki hedeflerimle sınırlı kalmak istemiyorum. Beni mesleğimde bir üst seviyeye çıkaracak tecrübeler edinmek, üretmek, öğrencilerle ortak projeler yapmak, yazmak, organize etmek ve en önemlisi meslek heyecanımı her daim canlı tutmak istiyorum Suna Kıraç Kütüphanesi’nde…

“Bu bir veda, bir tebessüm…”
“Bilirim herkes payına düşeni yaşar
Ve her yeni günde değişir hep birşeyler
Sen de kendi payından bir hatıra seç
Ne olur o ben olayım, beni unutma..”

(Beni Unutma)

ANAMED Kütüphanesi için söyleyeceğim sözleri söylemiş sevgili Sezen Aksu zamanında. Üç senedir hastalıkta, sağlıkta, inşaatta, sayımda, raf kaydırmasında, gelenin gideni arattığı zamanlarda çalıştığım, emek verdiğim ANAMED Kütüphanesi hayatımın en büyük tecrübelerinden biri oldu. Bu yüzden ANAMED Kütüphanesi’ne bir teşekkür borçluyum:

Beni her daim çocukluk aşkım kitaplarla buluşturduğun için, şarkılarla şiirlerle doldurduğum blog yazılarını yazmama imkan verdiğin için, organize ettiğim turlarda birbirinden değerli meslektaşlarla bir araya getirdiğin için, birçok akademisyen, yazarla beni ANAMED kütüphane konuşmalarında buluşturduğun için, BiblioPera gibi çok değerli bir projede yer almama vesile olup son derece uyumlu bir BiblioPera sosyal medya ekibiyle yollumu kesiştirdiğin için, Twitter kullanmayı öğrettiğin için, ayıla bayıla yaptığım kitap sergileri için, Toplumsal Tarih dergisine katkıda bulunmama önayak olduğun için, dünyanın en konuşkan, en içten ve çalışkan kütüphane müdavimlerine sahip olduğun için, bana kütüphaneciliği sevdirip öğrenmeyi teşvik ettirdiğin için, farklı dünyaların kapılarını açan bursiyerlerle tanışma ve çalışma imkanı verdiğin için ve son olarak beni Suna Kıraç Kütüphanesi ailesine kattığın için, sevgili ANAMED Kütüphanesi, sana binlerce kez teşekkür ederim… İyi ki varsın…. Bizans tekstil tarihi kitaplarını bağrına basan, raflarını her daim karıştıran eski üyen ve artık eski kütüphanecin Naz’ı, yepyeni bir maceraya uğurlarken Beyoğlu’nun gönlü geniş kütüphanesi, senin de yolun açık, müdavimlerin daim olsun…

Sevgiler,
Naz Baydar

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *